Bitirenler ve üşütenler için Ankara:

Posted: December 12, 2011 in Uncategorized

Hemen bir yanlış anlamaya mahal vermemek adına; Ankara’yı bitirdiğim falan yok. Bitirmeye meyilliler için birkaç söz sadece. Bu kent platonik aşkları sever sevmesine de severken üşütmeyelim istedim.
Akşam vakti,  erkenden kararan ve ayazın içimizi titrettiği buzzz Ankara’nın havasından işe girişmek istiyorum öncelikle. Bilen bilir, bu şehirde Kasım’dan sonrasını bir gömlek paklamaz. Artık ne verdiyse: içlik, iki kat çorap, kaşkol, eldiven… Belki bu yüzden emeklisi yaklaşmış memurun süveter modası. Nefes alamayacak kadar üşürüz, kısa mesafelere dayanamayacak kadar üşürüz….
Hani alışığızdır ayaza da, bu kirlilik bu is neyin nesi?
Özellikle daha çukurda kalan yerlerde, misal Cebeci,  akşamın isi çöker burnunuza. Hele bir de astımınız varsa yandınız! Ankaralıyı hızlıca eve sürüklemenin başka bir yolu yokmuş gibi…
Sonra kentin havasını değiştirecek olan! Kızılay Binası.. Geçenlerde bir rüya gördüm, hatta birkaç kez gördüm, Güvenpark dolmuşlarının kalktığı yerde çay bahçesi varmış. Sabahları işe gitmeden çayımızı içip gazetemizi okuyormuşuz. Hayatım boyunca ütopik olmakla suçlandım ama bu defa kabul etmiyorum. Nereye gidecek o dolmuşlar sorusunu hiç kabul etmiyorum: Nerden geldilerse, oraya giderler! Düşündüm de, orada çayımızı yudumlarken fastfoodçularla dolu bir alış veriş merkezi tüm havayı bozar. Yıllardır göz zevkimizi bozduğu yetiyor zaten. Bu konuda ümitsizim gerçi, yapılmışın ziyanı olmaz hesabı, oldu bittiye getirilmiş her şey gibi bu bina da 90 sonrası kuşağın zihnine hatıra: inşaatın continous hali.
Daha bitmedi, yazı da, Ankara’da…
Birbirinin benzeri “havada” açılan mekanlar, aynı havada dolanan ritimler, şarkılar, vesaire… Nerede yemek yesem, nerede müzik dinlesem diye çok düşünmeyelim istiyorlar sanırım. Dön dolaş aynı tas aynı hamam! (hamam demişken Şengül Hamamı’nın havası çok değişti son yıllarda, tavsiyedir) Ruhsuz mekanlar, ruhsuz insanlar yaratır: evini ikeadan döşeme hastalığı misal..
Ankara’da dönemsel kadın vokal rüzgârı esiyor zaten çünkü kentin erilliği hala bariz. (her yerden görünen ışıl ışıl Atakule de ne ola!) Belli bir saatten sonra velev ki  kadın göresin sokaklarda…
Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda:  Kim gelirse bizi savuruyor oraya, biz gelenin rüzgârıyla sevişirken, gelenin kendisi gidiyor. Başkent değil az gelişmiş taşrayız, kabul!
peki ya aşk hiç biter mi?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s