Archive for December, 2011

kedi ve sevgili

Posted: December 28, 2011 in Uncategorized

gözünden “yaşamak” geçiyor sevgili
içine ne yazarsak: arzu, hüzün, sokak, çocuk
ve kedi.
göğsüne yatırdığın her anlam, her yağmur
soğuk bir geceden bedenime sızıyor: nefes
hayat diyorum,
yaşamdan mahrum bırakmışsın ya bizi!

ben artık küsüm

Posted: December 28, 2011 in Uncategorized

beni de kırdılar içimden kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına

beni de kırdılar ben artık küsüm
yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
sularından içmiyorum susadım ama
beni de kırdılar soğuk bir ölüm
çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
bütün şarkılara kapalıydılar

a.ilhan

kan kaybı (yırtılmış şiir)

Posted: December 24, 2011 in Uncategorized

üşümekten geliyorum:
selamınla yağan kar’ın ıslaklığına
elime dokunan kayb-ı kanımın şiiri ile
her adımda unuttuğum
 bir yerlerde
kelimeleri
-leri

üşümekten sesleniyorum:
az cümleden çoğalarak yazdıklarına
damarlarımda enfekte
kafiyeli şiirinin
hızla ısıtıyor cümleleri
-leri
ellerimde
avucumu açtım bak:

kırmızıyım
aktım, akacağım bedenine gecenin

kent bir uzun boyunlu haziransa
sapsarı gözleriyim kuşkusuz bir vakit olsa.*


bir ayağımızı göğe uzatmışken
adımsız kalmaktan hayıftayız
yürümenin anlamı bir söz kadar yabancı
ritmi yitik: “hiçbir şeyimsin”

oysa yan yana yürürdük biz
kaldırımlara “kaldırın göğü” isyanı ile
elimiz değerdi de
 biz “bize” dururduk sadece
yeşil bir ayakkabıya yürüme güzelliğini vererek

ya da kar
ya da buz
öyle anmıştı “sizi”
öyle not almıştı sokak defterine yağdığı kentin

bir elimiz hep gökteyken
yer çekimini mi düşlemiştik ki
bir rock balladı gibi geçti yaz: “wind of change”
kar, yağmura.
yağmur, rüzgara küskün.

güneş habersiz
güneş doğmaktan yorgun gök anlam!a:

“açınca gozlerimi ipe çekilmiş güneşler varsın”*



* edip cansever

Hemen bir yanlış anlamaya mahal vermemek adına; Ankara’yı bitirdiğim falan yok. Bitirmeye meyilliler için birkaç söz sadece. Bu kent platonik aşkları sever sevmesine de severken üşütmeyelim istedim.
Akşam vakti,  erkenden kararan ve ayazın içimizi titrettiği buzzz Ankara’nın havasından işe girişmek istiyorum öncelikle. Bilen bilir, bu şehirde Kasım’dan sonrasını bir gömlek paklamaz. Artık ne verdiyse: içlik, iki kat çorap, kaşkol, eldiven… Belki bu yüzden emeklisi yaklaşmış memurun süveter modası. Nefes alamayacak kadar üşürüz, kısa mesafelere dayanamayacak kadar üşürüz….
Hani alışığızdır ayaza da, bu kirlilik bu is neyin nesi?
Özellikle daha çukurda kalan yerlerde, misal Cebeci,  akşamın isi çöker burnunuza. Hele bir de astımınız varsa yandınız! Ankaralıyı hızlıca eve sürüklemenin başka bir yolu yokmuş gibi…
Sonra kentin havasını değiştirecek olan! Kızılay Binası.. Geçenlerde bir rüya gördüm, hatta birkaç kez gördüm, Güvenpark dolmuşlarının kalktığı yerde çay bahçesi varmış. Sabahları işe gitmeden çayımızı içip gazetemizi okuyormuşuz. Hayatım boyunca ütopik olmakla suçlandım ama bu defa kabul etmiyorum. Nereye gidecek o dolmuşlar sorusunu hiç kabul etmiyorum: Nerden geldilerse, oraya giderler! Düşündüm de, orada çayımızı yudumlarken fastfoodçularla dolu bir alış veriş merkezi tüm havayı bozar. Yıllardır göz zevkimizi bozduğu yetiyor zaten. Bu konuda ümitsizim gerçi, yapılmışın ziyanı olmaz hesabı, oldu bittiye getirilmiş her şey gibi bu bina da 90 sonrası kuşağın zihnine hatıra: inşaatın continous hali.
Daha bitmedi, yazı da, Ankara’da…
Birbirinin benzeri “havada” açılan mekanlar, aynı havada dolanan ritimler, şarkılar, vesaire… Nerede yemek yesem, nerede müzik dinlesem diye çok düşünmeyelim istiyorlar sanırım. Dön dolaş aynı tas aynı hamam! (hamam demişken Şengül Hamamı’nın havası çok değişti son yıllarda, tavsiyedir) Ruhsuz mekanlar, ruhsuz insanlar yaratır: evini ikeadan döşeme hastalığı misal..
Ankara’da dönemsel kadın vokal rüzgârı esiyor zaten çünkü kentin erilliği hala bariz. (her yerden görünen ışıl ışıl Atakule de ne ola!) Belli bir saatten sonra velev ki  kadın göresin sokaklarda…
Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda:  Kim gelirse bizi savuruyor oraya, biz gelenin rüzgârıyla sevişirken, gelenin kendisi gidiyor. Başkent değil az gelişmiş taşrayız, kabul!
peki ya aşk hiç biter mi?