Archive for January, 2011

>anti-biyotik

Posted: January 29, 2011 in Uncategorized

>– çalışma masasının üzerini kitaplardan çok ilaçlar kaplayınca beni de bir rehavet sardı. elimde ıhlamur, pijamalarımla terleyip atacağım hastalığa bıraktım kendimi.

anladım ki kendimi bir şeye bırakasım varmış, ne kadar çok sıkmışım, gerilmişim….
antibiyotik kafası iyi geldi bana tüm dertleri unuttum. uyuyorum sürekli. üstüne bir de kar yağmaz mı?
“kar neden yağmaz, kaaar?”
akp’ye karşı içiyoruz heraketına evden antibiyotik içerek destek oldum.
— çok hoş küçük bir not defteri aldım geçen D&R’dan. entel olmak gerçekten masraflı arkadaş. o not defteri ile oturup yazacağın mekanlarda bir fincan kahve ne kadardır diye düşündüm. sonra üçü bir arada ve dağınık odam hayat kurtardı.
— liberal olup her şeyden kurtulasım var. solcu olmak eziyetli bir iş. konur sokakta tüm imza kampanyalarına katılmak zorundaymışım gibi vicdan yapıyorum misal (hoş katılmıyorum) ama içime oturuyor sonra. hele feminist olmak daha da zor. öyle geniş olacaksın, ayrıntılara takılıp hayatını kederli yaşayacaksın. bir hocam vardı lisede, pür liberal. mezun olunca gel demişti. bak yol da açık diyorum kendime. sonra sol tarafımdan bir yumruk yiyorum ve uyanıyorum. ter içindeyim.
— bizim ayaklarımız bağlıymış, öyle demişti falcı. ama aklımız da başka yerlerdeymiş. hayyam’ın pergeli gibi yani:
“Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz: İki başımız var, bir tek bedenimiz. Ne kadar dönersem döneyim çevrende: Er geç baş başa verecek değil miyiz?”

>

>iyi hal

Posted: January 19, 2011 in Uncategorized

>

fotoğraf: hüseyin türk





iyi halden hep indirim aldım hayattan. ama bu indirim aşık olunca geçerli olmadı. iyi olduğum için sevgilim olmuyor. ergenler hiçbir şey söylemeden kaçıyor (emrah serbes ne güzel bir adam) yetişkinlerse üzüyor, canımı acıtıyor.

>anlaşılmadı. tamam.

Posted: January 17, 2011 in Uncategorized

>

>bat dünya bat!

Posted: January 17, 2011 in Uncategorized

>fotoğraf: hüseyin türk

>bir çocuk sevdim

Posted: January 8, 2011 in Uncategorized

>

>73. bira ve kahve

Posted: January 8, 2011 in Uncategorized

>Bir gün tanışacağız, arkadaşlığımızın arkadaşlık düzeyinde kalmayacağını bilerek arkadaş olacağız, sonra sevgili. Bir ay, altı ay, üç yıl. Sonra ben, bir akşam ya da sabah ya da gece yarısı, henüz sen beni terk etmemişsen tabii, herhangi bir neden belirtmeden çekip gideceğim. Çünkü veda konuşmalarını beceremem. Becerebilseydim altı sene önce evlenmiş olurdum. Nasıl ayrılacağımı tahayyül edemediğim için evlenemedim. Ama bu ayrı bir konu. (Ve sana –bir cümleye “ve” ile başlamanın ona ilahi bir ton kattığını Jonathan Safran Foer’den öğrenerek kullanmaya karar verdiğimi de belirtmek isterim– erkek dünyasının tam kalbinden bir tavsiye, bu tarz dostane veda konuşmalarını becerebilen adamlardan uzak dur lütfen. Onlar bir gece uyanıp seni kıtır kıtır kesebilecek kadar kendine güveni yerinde adamlardır. Onlar en düşmanca hislerini bile dostane biçimde ifade edebilen gerçek erkeklerdir, onlar ergen değildir. Ece Temelkuran ne güzel kadın.) Her neyse. Ve sen kendini bok gibi hissedeceksin. Haklı olarak. Ve üzüleceksin. Ve sen üzüldüğün için ben de üzüleceğim. Ama bunu çaktırmayacağım. Ve sen benim taş kalpli ve vicdansız biri olduğumu düşüneceksin. Götün önde gideni olduğumu düşüneceksin. Bu düşüncelerini bir terbiye süzgecinden geçirip smslere dökeceksin. Ve ben onları okurken şöyle düşüneceğim, “Sanırım ben bu dünyaya insanların kalbini kırmak için geldim.” Sonra bir gece saat ikide, alkollüyken telefon açıp bağıra çağıra dökeceksin içindeki bütün zehri. Ama benim kafam o an yazdığım şeyin zehriyle dolu olduğundan senin zehrinden etkilenmeyeceğim ve diyeceğim ki, “Yarın akşamüstü bir kahve içmeye ne dersin?” Ve sen de diyeceksin ki, “Yarın akşamüstü gelip seni bıçaklamama ne dersin bencil piç? Bip bip bip biiiip…” Her neyse. Dışarıda kahve içmekten nefret ederim zaten, evde yeterince içiyorum. Kahve içelim dememin nedeni, bira içip duygusallaştıktan sonra aynı döngüye tekrar başlamaktan korkuyor olmam. Sonuçta bir gün, o kahveyi barış içinde içeceğiz, havadan sudan konuşacağız, herkesin herkessiz yapabileceğini bildiğimizden (Tezer Özlü ne güzel kadın); kendimizle, o ana kadar ki bütün aptallıklarımızla dalga geçebileceğiz ve en sonunda, “Ne güzel böyle, bunu her zaman yapalım,” diyeceğiz. Masaya gelen, donmuş sümüğü üst dudağına yapışık çocuktan selpak ve bu işi sadece hayır için yaptığını iddia eden adamdan tükenmez kalem alacağız. Selpak mı kalem mi diye soracağım. Tabii ki de kalemi seçeceksin. Sonra aramızdaki sessiz anlaşmaya uyarak, bir daha bu kahve faslını hiç tekrarlamayacağımızı bilerek, ayrı yönlere gideceğiz.


e.serbes