Archive for October, 2010

>Kaçsam Bırakıp ….

Posted: October 31, 2010 in Uncategorized

>

>futbol sadece futbol değildir

Posted: October 31, 2010 in Uncategorized

>”futboldan daha anlamlı olan şey, futbol üzerine düşünmektir”

sahiden tribün beni kendime getiriyor, kalabalık arasında kendimi unutuyorum ve bütünleşiyorum oyunla. kaçırılan pozisyonlar, iyi paslaşmalar, iyi kurtarışlar ve gol… hepsi doksan dakika her şeyin dışında, her şeyin unutuluşu…sonra kucaklaşmalar, sevinçler, ahlar.. ve tezarühatlar..
çocukluğumdan beri aşina olduğum bu oyun gittikçe neden beni daha fazla çekiyor anlıyorum. başka bir cemaatten olma lüksü. hem herkes gibi hem herkes dışında.
hem izlemek, hem taraftar olmak, hem oynamak..
çim sahalardaki koşuşturmaca, ter ve dostluklar ile karışınca hayatınıza kimsenin olmayan ama sizin de olmayan “biz”li bir heyecan katıyor işte.
bugün gençler maçında elim cebimde “bir gol daha atsak ya” deyişim ve gelen gol..
tesadüfler mi? rastlantılar mı? gerçeklik mi? cadılık mı?
cadılar bayramınız kutlu ola!

>

>Ankara’dan bir ayrı(k) otu

Posted: October 21, 2010 in Uncategorized

>

İsmini uzun zamandır kalbimle zikredemediğim şehrimden özür ile başlıyorum söze. Unuttuğum her an(ı) için Kurtuluş’una fazladan bir adım sözü veriyorum.
Dost hasbihali ile yürünen Kızılay hattını ne çabuk silivermişim not defterimden.
Ankara; hep cesaret verdin bana, gitmelere niyetlilere engel olmaya.

Peki, neden gitmeler musallat oldu bir süredir başıma. Uzak sokakları, başka gökyüzünü düşler oldum yabancı bir dilde, kendime yaban(cı) özlemlerle. Karabasan gibi çöküyor geceleri zihnime; suyu bol, toprağı daha bir sevecen, akşamüstleri dingin şehirler.
Utanmadan denizlerini hayal eder oldum bir de sevmek için onları.
Ne yaptım, vaat edilen güzelliklere mi kandım ben de yoksa?
Var mı ki öyle bir yer Ankara’m? Senden daha yoldaş, senden daha samimi?

Yok de, inandır beni! Bir ayrı(k) otu gibi yaşamaktan vazgeçip yırtayım düşlerimdeki tüm biletleri. Kurtuluş’ta sahil yolunda anlatayım arkadaş özger’e dertlerimi. Kale’de eski yüzüne okuyayım dualarımı güneşin batışını izleyerek ve dönüşünü seveyim sadece tüm kentlerin.

>yağmurdan önce son çıkış

Posted: October 17, 2010 in Uncategorized

>

>onların, yani sizin hayatınıza
şarkılar girmiş, şarkısız edemiyorsunuz
şarkılar yani barış, yani gökyüzü
yani bazan burun buruna geldiğiniz köşebaşlarında
sonra usul usul, yavaş yavaş kaybettiğiniz
yani dost geldi gelecek, sevgili sevdi sevecek
yani yaşamak adına, güzel düştüğü olan
şarkılar, yani yanıldığınız…c.s.



içinize bir ateş düşer, şarkıdan, şarkılardan… bir hüzün olur do sesi..sonra adagiolar… sözlere hiç girmiyorum, onlar allak bullak eder. düştükçe içine bir nağme gibi gezinir durursunuz zamansız. mekanı bir edersiniz aynı şarkıyı dinleyerek misal.

hani hep gökyüzüne bakar da fark edemezsiniz ya sizi takip eden bir yıldızı. ne yana çevirseniz başınızı o vardır aslında. uzak diye başınızı öne eğersiniz, aydınlığına hayran olsanız da.

peki ya “göğe bakalım” şiarınız olmuşsa.. o da size bakıyorsa…

sonra renkler girer araya… niye mi?

yağmur öncesi son çıkış; gökkuşağı çıkmıştır!


>çokluğa yıktım diyarıbozkırı

suyunu hakikat bilmiş

yeni bir ankara terkiyim
kıydım canına anıların
bölerek uyandırdım
eski bir aşkı uykudan
şehrin sırrı
varlığın hakikattenmiş
ayakkabıma bulaşan çamur gibi
temizledim yağmurdan
gökyüzünü
yıldızlara sormadan
bir kazıcıyım şimdi
şehirde arıyorum ecelimi.
k.c./ ekim’10 -ankara

>sır

Posted: October 7, 2010 in Uncategorized

>Başının üzerinde beyaz yüzlü dağlar
şair, hangi mevsiminde geçtin
kanadı kırık yollarından hasretin
eylülse hüznün, sevda ile karasevdanın
ekimse yalnızlığın bir de ayrılığın

Kokusu gün ışığının, rengi rüzgârın

Sırların içinde kalan gizli sır
bir Lokman Hekim bildi seni
bir de şair, ki aşkından damıttı ecelini
şubatsa kederin, temmuzsa sevincin
ekimse yalnızlığın bir de ayrılığın

Sorarlar gün gelir de hani ömrün
nerede geçmişin ve geleceğin
nereye gömdün şimdinin günlerini?

De ki, aylardan ekime gömdüm ecelimi…


r.d.