Archive for January, 2010

>





fotoğraflayanlar:

selda tuncer
hüseyin türk

>deliiiii………

Posted: January 25, 2010 in Uncategorized

>

değerli dostlarım,

ayın raporunu vermeden önce hemen aklımdakini buraya yazmalyım; ben bu falcılardan korkar oldum arkadaşlarım, bir kadın var ki kızılay’da ne dediyse çıktı. bu bizim kahve içelim fal bakalım olayını aştı durum. bir daha gider miyim? korkuyorum….
hani bahsettiğim güzel olay var ya, sanırım gerçek oldu. sanırım diyorum çünkü ben bile hızla gelişen olaylara inanamıyorum. şubat ayında ben de
“işimdeyim gücümdeyim” diyebileceğim nihayet…
daha öncelerde bir yazımda kaleme aldığım; mücadele ve yalnızlık durumu meselesi var ya, yeniden gündemimi meşgul ediyor. hani tekil olarak mücadeleyi çekilir kılan dayanışmayı tüm ruhunla hissetmek, bir sonraki gün için en azından rahat bir uyku ve öncesinde hayali vaat ediyor sana. o gün de bir sonraki günü… aynı dilden konuştuğun insanlarla bir arada olmak yani.
tekel işçilerinin mücadelesi aslında, böyle bir durum. yakın tarihin en önemli mücadelesi bu ve bunca zaman soğukta onları ayakta ve bir arada tutan gün ve günlerin vaati söz konusu.
gündelik hayat mücadalem nedeniyle yanlarında olamadım, yarın bunu telafi etmeyi düşünüyorum.
tam da yalnızlığın fena halde ruhumu sıkıştırdığı günlerde.. ve dayanamayıp “-küsmüyüz?” ile başlayan uzattığım zeytin dalı cümlesi karmaşıklığını yaşadığım şu günlerde.. bu mücadele ve güzel insanlar iyi geliyor ruhuma..
iyi ki varsınız…
melankolik deli’den

>her yerde kar var…

Posted: January 22, 2010 in Uncategorized

>http://video.mynet.com/albeymeta/Ajda-Pekkan-Her-Yerde-Kar-Var-1965/410494.swf

evet, sayın seyirciler! (ve gözetleyenler)*

yoğun gündemde yazmanın heyecanı da başka oluyor, zira bir tek burada saçmalama ukalalığım tavan yapabiliyor. ukala demişken, hemen dedikoduları aktarayım. ukala olduğum tescillenmeye devam ediyor. bu durumdan biraz rahatsız, biraz da memnunum. savunma mekanizması olarak kullandığım uslup, böyle algılanıyor demek ki… “başkaları cehennemdir” sözü kulağımda küpe, herkesle aynı uslupta ilişkide olacak değilim ya! hoş, böyle görmesini istemediğim çok sayıda da kişi var… denge… zor bulduğum şey…
bugün kar altında geçen yoğun koşuşturmamın kısa raporu şöyle:
muhtara gidiş, “cumaya gittim döncem” yazısı nedeniyle iki saatlik pastane köşelerinde uykusuz okumak zorunda kalış… kendi kendine pastanaye gelen şapkalı meczup kadın, kendi kendine güldü diye şeytan not düşmüştür bir yerlere herhalde. tek pişmanlığım sahlep içmeyi unuttuğum. kar yağıyor, yalnızsın, bari sahlep iç kardeşim. fırın sütlaç da iyiydi ama çıkarken yine de pişman oldum..
sonra belge teslimi için enstitü… anlamsız, sinir bozucu diyaloglar…yine de tandoğan kampüsü romantikliği ile melankolim tavam yapmış oldu.
okul, mülakat, panik ataklarım kısmını atladım.
kızçe ile “donkişot” un yeni yerindeki çay muhabbetimiz: rasyonel ilişkiler! donkişot abinin tavsiyesi: “akıllı olduğunu belli etme, korkmasınlar!” (: süper adam ya, yeni yeri de fena değil…
yoğunum, bir süre yazamayabilirim…
“mülakata gittim, döncem!”
* bir süredir gözetlendiğimden daha önce bashetmiştim, arkadaşım selam oza güzel bir yazı ile durumu ifade etmiş: “gözetleme beni” .
belki şunu ekleyebilirim, ya da şu soruya cevap verebilirim:” madem kamusal bir şey yaptın, herkese açık, bakarım kardeşim!”
ben de diyorum ki, r.t.e gibi: “ben bakma demiyorum ki, bak ama usturuplu bak! anlamıyorum ki ne aradığını! günde kaç kez bakılır yani? beni mi tanımaya çalışıyorsun? söyleyim: deliyim ve paronayağım! bir de ukala!”
vesselam..

>

Öyle bir cemaat düşünelim ki kendi tekilliğimizde asla vazgeçemeyelim. Blanchot’ya göre aşıklar cemaati böyle bir cemaattir. Aşıklar yalnızdır. Bu yalnızlığı bir başkası deneyimleyemez. Kişi aşık olduğu insanla kaynaşamaz. Öteki’nin Aynı içinde eridiği birliği dışlar. “Bu, tutkunun imkandan kaçtığını hissetmek anlamına gelir, tutkuya yakalanmış olanların kendi güçlerinden, kararlarından ve hatta “arzu”larından kaçmaları demektir; ne yapabilecekleri şeyi ne de istedikleri şeyi göz önünde bulunduran bu kimseleri, kendilerine yabancı olan bu tuhaflığa ve birbirlerine dahi yabancı oldukları bir yakınlığa çeken bir tuhaflık vardır burada. Böylece, ölüm içlerine girmiş, aralarındaymış gibi sonsuza dek ayrı mıdırlar? Ne ayrıdırlar, ne de bölünmüş: Erişilmezdirler ve erişilmezin içinde sonsuz bir ilişki altındadırlar.” Başka hiç kimseyle paylaşılamayacak olan tekillik umudu vardır. Aşıklar, isteseler de istemeseler de, bu durumdan zevk alsalar da almasalar da, birbirlerine tesadüfen “çılgın aşk”la veya ölüm tutkusuyla bağlı olsalar da, aşıklar cemaatinin temel amacı toplumun tahribidir. Aşık olmak tasarlanamaz; rastlantısal, bir anda kurulan bir ilişkidir.

Bir kişi neden sevilebilirdir? Agamben’e göre de, kişi, öyle ya da böyle olduğu için değil; her ne ise o olduğu için sevilir. Bir insan, sarışın, ufak tefek.vb bir özelliğe sahip olduğu için sevilmez; tekilliği ihmal eden bir evrensel aşk söyleminin tatsızlığını da barındırmaz bu ilişki. Aşık, aşkını, tüm tamamlayanlarıyla, sadece öyle olduğu için ister.

* dostum s.’ye teşekkürler. ödevinden arakladım (:

>kayıp

Posted: January 21, 2010 in Uncategorized

>tükendik, alkollü masalarda bıraktık samimiyeti. içtenliğimizi sattık kurallı sohbetlere. herkes hanfendi herkes beyefendi. nazaket kuralları tamtakır. herkes saygılı, herkes sevecen…

rasyonel ilişki diyor dostum s. buna, mantıksal gereklilikler yerine getirilip gece herkesin rahat uyuması şeklinde gerçekleşiyor durum. sabah yine aynı, akşam yine..
zamanın kaybı aslında bu. irasyonel olandan korkma. insanın rasyonelliğini kabul, modernliğin biçtiği kefenle ölmek denir.statülerle yaşama, sınıfında kalma. en kötüsü her şeyi kabullenme.
insan kaybolur, en çok kendinde… bulmaya çalışırken, yeniden kaybolur. bazen kayıp dillenir bazen gizlenir. çünkü insan statülerle toplumsallaşır, rasyonelleşir ama irasyonelliği ile varolur. saçmalar, güler, konuşur, ağlar, susar….
aniden görmek ister, sarılmak öpmek ister yahut kaçmak ister tüm kimliği ile…
insan sever, özler…

>yalnızlık üzerine…

Posted: January 20, 2010 in Uncategorized

>“yalnızlık alıp karşısına kendini,
öteki kendinlerle konuşmaktır.
bakışmaktır, öteki kendinlerle;
dövüşmektir.
kimi zaman da, öldürmektir
içlerinden sana en çok benzeyeni,
benzemiyor diye.

yalnızlık, öldürmektir.”


hasan ali toptaş

her gün yeniden doğurduğun hayallerini yeniden ve yeniden öldürmektir, yeniden doğurmak için. içinde olduğun çemberi farkına var diye. düz değil dairesel hareketlerle yaşadığını anla diye. “gel-git”lerini, gelemediklerin ve gidemediklerinin hesabını yap diye. yalnızlık, kendi çeteleni tutmaktır. eksiler ve artıların karışmasıdır. ve de eskiler ile yenilerin karışması…
kendini sevmek, kendini sevmekten vazgeçmek, başkasını sevmek, başkasını sevmekten vazgeçmek, ötekileşmek, berikileşmek.
ve cümlesizleşmektir…..

>zamana dokunmak üzerine

Posted: January 18, 2010 in Uncategorized

>Gün iyiden iyiye ışıdı artık,
tortusu dibe çöken bir su gibi duruldu, berraklaştı ortalık.
Sevgilim, sanki seninle yüz yüze geldim birdenbire :
aydınlık, alabildiğine aydınlık… (n.hikmet/rubailer)


elini uzattığında tutamıyorsan günü, kayıp giden anlara hakim değilsen, karanlık çöktüğünde kıyamet sessizliği ile karşılaşıveriyorsun. Saatin tik-takı, nefes alışın ile karışıyor. kontrol edemediğin her saniyeye lanet okuyarak kitaplara, cümlelere yahut kendi kalemine sığınıyorsun. bu sığınış kendine daha fazla dokunman anlamına geliyor aynı zamanda ve dokunmaya çekindiğin her ten ile yüzleşmen.
sahiden bir başkasına dokunmak, kendinden hem uzaklaşman ve fakat kendini daha iyi tanıman anlamına geliyorsa kendine dokunmanın hissiyatı başkalarından sürekli uzaklaşman anlamına gelebilir. kaçtıkça mesafeyi artırdığın bir uzaklaşma…
ve sahiden zamana dokunabilmek de bununla ilgili, anda değil de geçmiş ve gelecek yani dokunamadığın zamanlarda yaşadıkça kendi anlarından ve başkalarıyla bulunduğun anlardan uzaklaşmaya başlıyorsun.
zamandan kaçıyorsun açıkçası.
öyle bir geçer zaman ki…

>danke roger!

Posted: January 17, 2010 in Uncategorized

>

>duvarlar

Posted: January 16, 2010 in Uncategorized

>

çok sevdiğim yazara yaklaştığım andı, h.a.t. ile buluşmamız. eryaman’dan araba ile aldık. heyecandan nefesimiz kesildi. o cümlelerin sahibi ile aynı arabadaydık. kokusu yayıldı romanların ortama. sonradan arkadaşımla onun kokusunu konuştuk. huzur kokuyordu, kitap kokuyordu, hüzün kokuyordu..bilemiyorum kimselerde olmayan bir koku.

konuşamıyorduk, o biraz konuştu. “kalabalıkta konuşamam, şimdi sizle konuştuğuma bakmayın” dedi..
ulus’a yaklaştığımızda biraz meraktan biraz da sessizliği bozmak için “buralara gelir misiniz sık sık” dedim. sanki gölgesini almış kale civarında dolaşan bir adamdı zihnimde. başka bir cevap da beklemiyordum. evet, gelirim. çok severim. şurada çay içerim diyecekti. önce sessiz kaldı, sonra “pek çıkmıyorum dışarı, duvarlar ne söylersem dinliyor biliyor musun?” dedi…
sonra yine o susmak geldi bana..
bu cevap karşısında sonsuz susmak…
duvarlarımla başbaşa olduğum birkaçyıl öncesine ait anılarım geldi. evden dışarı çıkamadığım. şimdi sokaklara bağımlıyım. duvarlarımla küsüz. sonsuzluğa, gökyüzüne konuşuyorum. duvar gibi çarpıp geri gelmesinler diye…
Aglamadan, aglatmadan gitmeliyim simdi burdan
Yagmurlardan rüzgarlardan hesap sor bu sokaklardan
Sevgilim…

cem adrian/anladım

>kimselerin kimsesi

Posted: January 14, 2010 in Uncategorized

>çarpan kapıların sesiyle irkiliyorum birbir. sabahı zor edip yollara düşüyorum. uzun bir yürüyüş.. tunalı’ya çıkan ara sokakları geçiyor, kuğulu parka varıyorum. bir an olsun ferahlıyor içim, yağmurdan tel tel olmuş saçlarıma dokunuyorum. banklar ıslak, oturamıyorum. kuğulara bakıyorum. suya bakıyorum. ağaçlara bakıyorum. yağmura bakıyorum. derin nefes alıyorum.

evet, yaşıyorum.
çarpan kapılarla irkiliyorum, anlayışsız sözleri ekliyorum zihnime. epeydir ihtiyacım olan yüzleşme ile eve dönüyorum. durakları kaçırıyor, elim cebimde yürüyorum.
irkildiğim kapıları çalıyorum her gün, kapılar beni çaldıkça, yıllarımı çaldıkça ben onlardan vazgeçmiyorum. diken diken olmuş şaşırmalarımı bırakıyorum bu kapılarda. her kapanan, kapıyla binlerce kapı birden kapanıyor gibi yüzüme, ben şaşırmıyorum.
itiraz etmiyorum.
mücadale etmiyorum.
hiçbir şey yokmuş gibi kimselerin kimsesi olup kabulleniyorum vakitleri.
çıkarırsın poşetinden simidini
hepsini pay edersin
içine huzur dolu bir nefes çekersin
içine çekersin huzuru

yalnızlığını topladığın sokağına dönersin
kimsecikler istemezsin karşına
kimsecikler yurdu sokağından salarsın kendini
evine varırsın
evini açarsın
kimsesiz çocuklara
bildiğini, bilmesinler diye…

(arkadaşım özger’den)