Archive for December, 2009

>bir de umut’tan :)

Posted: December 31, 2009 in Uncategorized

>


>geyikli gece

Posted: December 27, 2009 in Uncategorized

>halbuki korkulacak hiç bir sey yoktu ortalikta
hersey naylondandi o kadar
ve ölünce bes on bin birden ölüyorduk günese karsi.
ama geyikli geceyi bulmadan önce
hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

geyikli geceyi hep bilmelisiniz
yesil ve yabani uzak ormanlarda
günesin asfalt sonlarinda batmasiyla agirdan
hepimizi vakitten kurtaracak

bir yandan topragi sürdük
bir yandan kaybolduk
gladyatörlerden ve dislilerden
ve büyük sehirlerden
gizleyerek yahut dögüserek
geyikli geceyi kurtardik

evet kimsesizdik ama umudumuz vardi
üç ev görsek bir sehir saniyorduk
üç güvercin görsek meksika geliyordu aklimiza
caddelerde gezmekten hoslaniyorduk aksamlari
kadinlarin kocalarini aramasini seviyorduk
sonra sarap içiyorduk kirmizi yahut beyaz
bilir bilmez geyikli gece yüzünden

“geyikli gecenin arkasi agaç
ayaginin suya degdigi yerde bir gökyüzü
çatal boynuzlarinda soguk ayisigi”
ister istemez asklari hatirlatir
eskiden güzel kadinlar ve asklar olmus
simdi de var biliyorum
bir seviniyorum düsündükçe bilseniz
daglarda geyikli gecelerin en güzeli

hiçbir sey umurumda degil diyorum
asktan ve umuttan baska
bir anda üç kadeh ve üç yeni sarki
bellegimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor

biliyorum gemiler götüremez
neonlar ve teoriler isitamaz yanini yöresini
örnegin manastir’da oturur içerdik iki kisi
ya da yatakta sevisirdik bir kadin bir erkek
öpüslerimiz gitgide isinirdi
koltukaltlarimiz gitgide tatli gelirdi
geyikli gecenin karanliginda

aldatildigimiz önemli degildi yoksa
herkesin unuttugunu biz hatirlamasak
gümüs semaverleri ve eski seyleri
salt yadsimak için sevmiyorduk
kötüydük de ondan mi diyeceksiniz
ne iyiydik ne kötüydük
durumumuz basta ve sonda ayri ayriysa
basta ve sonda ayri ayri oldugumuzdandi

ama ne varsa geyikli gecede idi
bir bilseniz avuçlariniz terlerdi heyecandan
bir bakiyorduk aksam oluyordu kaldirimlarda
kesme avizelerde ve çiplak kadin omuzlarinda
büyük otellerin önünde garipsiyorduk
çaresizligimiz böylesine kolaydi iste
hüznümüzü büyük seylerden sanirsaniz yanilirsiniz
örnegin üç bardak sarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam biçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk

“geyigin gözleri piril piril gecede
imdat atesleri gibi ürkek telasli
sultan hançerleri gibi ayisiginda
bir yaninda üstüste üstüste kayalar
öbür yaninda ben”
ama siz zavallisiniz ben de zavalliyim
eskimis seylerle avunamiyoruz
domino taslari ve soguk ikindiler
çiçekli elbiseleriyle yabanci kalabalik
gölgemiz tortop ayakucumuzda
sevinsek de sonunu biliyoruz
borçlari kefilleri ve bonolari unutuyorum
ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
daha ilk oturumda suçsuz çikiyorum
oturup esmer bir kadini kendim için yikiyorum
iyice kurulamiyorum saçlarini
bir bardak sarabi kendim için içiyorum
“halbuki geyikli gece ormanda
keskin mavi ve hisirtili
geyikli geceye geçiyorum”

uzanip kendi yanaklarimdan öpüyorum.


t.uyar

>intihar

Posted: December 22, 2009 in Uncategorized

>Meyilliyse zihin intihara sanırım engelleri berteraf ve yaşama sevincini unutmak kolay olabiliyor. uzak hikayeleri bir yana bırakıp yakın iki öyküden bahsedebilirim.

birisi; annemin yıllardır bitirmediği kuzeninin intiharı. tüm ayrıntıları zihnimde. banyodaki borulara bağlanan ip. babanın kaybı sonrası anne ile gerilimli birkaç yıl ve yaş 18. hala unutulmayan yakışıklı portreler, aşk hikayeleri… hiçbiri bu basitliği inandırmıyor zihnime. ve şu an yazarken hüseyin abi’nin 18’indeki silüeti ile geceyi geçirmem. ve 12 eylül anıları ekleniyor bunlara birer birer. uykusuzluk ağır basıyor bedenime. öyküler ve ayrıntılar ruhumu dolduruyor yine.
geçenlerde bir düğünde annem onun aşık olduğu ve evlenemediği kadını gösterdi bana, kadının üzerine çullanmış bir hüzün yüklendi omzuma. öylesine bir hüzündü ki bunca yılı arkasında bırakmamış da ergenlik hikayelerini sürekli çantasında taşıyor gibiydi.
ikincisi çok yakın bir zaman, geçtiğimiz hafta aldığım bir haber. sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. yine banyoda asıyor kendini. yaşı 23, sorununun yıllardır kazanamadığı üniversite sınavı olduğu söyleniyor. yine bu basitlik beni rahatsız ediyor. ruhuna girip bir bir didiklemek istiyorum her şeyi. sınırı yok oluşa çeken neydi ki bu yaşta ve umudun yitişi ? tüm ayrıntıları listelemek ve ailesinin önüne koymak istiyorum. hatta tüm insanlığın önüne….
gogol geliyor aklıma, delinin hatıra defteri ve çıldırmaklık…
tüm zamanlara yayılmış bunalımlar çok zor değil sürekli çalışan bir zihne.
belki de beni üzen, giden bedenlerden öte bahanelerin dünyeviliği….
mekanınız cennet olsun yine de.

>tebdili mekan

Posted: December 21, 2009 in Uncategorized

>ferahlık vardır derler ya, yeşile boyadım.

fena olmadı sanki. uzun zamandır düşünmekteydim zaten. belki de bu önemli bir adımdır silmek için her şeyi. daha önce tamamını silmişliğim var ama artık kıyamıyorum arşivime.
daha sık yazmak lazım belki tüm dışsallıkları unutup.
cuma günü çok sevdiğim bir yazar ile Hasan Ali Toptaş ile tanışma imkanım olacak.. bu da yeni ve hoş bir şey.
“kaldı ki, kendi kendime açıklama yapsam bile, hangi kendime yapacaktım? Masanın birinde genç, birindeyse yaşlı ve yorgundum. Ben bana, ben bana bakıyordum. Daha sonra, bu bakışım sırasında, ayrı zamanların çakışmasından apayrı bir zaman mı doğdu pek bilemiyorum ama, birdenbire kendimle göz göze geldim” (ölü zaman gezginleri/h.a.t)

>gölgesizim!

Posted: December 20, 2009 in Uncategorized

>

ben kimim

az miyim çok muyum
var miyim yok muyum

ben neyim

masal miyim gerçek miyim

kaç miyim göç müyüm
hiç miyim suç muyum
ben kimim

ibret miyim cinnet miyim

hiçlikler içinde kanayan yürek
yokluklar içinde savaşan beden
boşluklar içinde karişan zihin
güçlükler içinde değil miyim

yoksa… yoksa…

her ihanete akil erdiren
her cehalete kilif uyduran
her esarete fiyat biçtiren
sen değil de ben miyim?

geçimsizim bu günlerde
kimsesizim bu yerlerde
değersizim bu ellerde
çaresizim doğduğum yerde

gölgesizim her gün her yerde

ses miyim sus muyum
sis miyim pus muyum
ben neyim

deha miyim heba miyim

ak miyim pak miyim
al miyim sat miyim
ben kimim

yarar miyim ziyan miyim

yalanlar içinde doğruyu bulan
cayanlar içinde sözünde duran
satanlar içinde ayak direyen
yananlar içinde değil miyim

her adalete duvar ördüren
her cesarete kilit vurduran
her asalete boyun eğdiren
sen değil de ben miyim

>düş-le ne?

Posted: December 19, 2009 in Uncategorized

>

koklayıp bir çiçeği bıraktım da yıl geçti kokusu burnumda. çocukluğumda düşlediğim “büyük” olmak gibi.
nasıl bir şeydi bu büyük olmak? sadece iki kişiye itiraf ettim şimdiye kadar bunu. kötü bir şey sandığım için kimselere bahsetmiyorum. ne sıradışılık, ne popülerlik, ne marjinallik ne de başka bu büyüklük… büyük işler yapmak, büyük işlerle meşguliyet, çok emek verilen ve etkisi uzun sürecek işlerle uğraşan biri. yazarlık mı? sanırım 25’inde gelmiş biri için geç. bu sancıların sonunda bir “suç ve ceza” çıkmayacak benden. iki satırı zor bir araya getirir oldum. ama yazmak…

düşünüyorum, uzun uzun… durakları geçecek, kendini unutacak kadar. yola koyuluyorum her gün daha fazla düşünme için. pencere kenarım başka bir pencere ile kesiştiği için odam izin vermiyor uzaklara.
şimdi avucumda; yılgınlıktan başka, unutmadığım kokudan ve de süküt-u hayalden… ne var allaşkına?

peki bu büyüklük neydi? ve düşlediğim şey?



Sen aşk şiiri yazamazsın Hasan Hüseyin
Çünkü sen
Gagasından tutup kuşu
Öt kuşum öt kuşum demiyorsun
Çünkü sen
Yedirip çiçekleri ineğe
Koklayıp gerisini ineğin
Kok çiçeğim kok çiçeğim demiyorsun

Öpüşmek başka şeydir yiğidim
Öpüşmeyi düşünmek başka
Sevişmek başka şeydir güzelim
Sevişmeyi düşünmek başka


hasan hüseyin

>omzumu yasladığım omuz,

leylakların rengi
yürüdüğün sokak
kaybı-düş
bu unuttuğun yüz
gayb dedim ben ki sana
anlattım, anlattım da
kuşlara
yollara
suretin’in izni yoktu aşka
evren,
aynı evrense her dakikasında
ömrümün
ne borcu var dilenciye
ne de krala
k.
ankara/aralık

>çöp

Posted: December 11, 2009 in Uncategorized

>

uzanmak ilya ilyiç (oblomov) için ne hastalarda ya da uykusu gelmiş birinde olduğu gibi zaruret, ne yorgun bir kimsedeki gibi geçici bir ihtiyaç, ne de uyuşuk bir insandaki gibi bir zevkti; bu onun tabii haliydi.”

fena halde kokmaya başladı, günlerdir atmıyorum. dışarı çıkarmıyorum. her şey içerlerde biryerlerde birikiyor. biriktikçe kötü kokular etrafa yayılıyor. çevredekiler rahatsız bu durumdan. çıkar dışarı şunları diyorlar. neden bu kadar biriktiriyorsun diyorlar. cevabı yok. cevabı sadece atalet olabilir. kötü kokmayı sevmiyorum. kalabalığı da. ama atamıyorum da.

bu çöplük kafamı allak bullak etti.

>nereye gidiyorsun?

Posted: December 6, 2009 in Uncategorized

>

Çocuk,
Sil yüzünden tüm yalanlarını bu şehrin,
Topla kalbini cadde cadde, sokak sokak.
Kazı ayak izlerini birer birer kıyı kaldırımlarından.
Bakma yüzlerine hiç, görme onları.
Çocuk, Bu kez ağlama. Bu kez Git.

Gölgeni, ismini sil yavaş yavaş.
Git derken bu kentten tükür yüzüne,
Yalnızlığımın.
Kalbini, kendini sök yavaş yavaş.
Git derken bu kentten sakın ağlama,
Sus.
Umut ne yaptı sana?
Bulut ne söyledi?
Unut ne varsa vazgeçtiğin..!

Yüzünde Korkularla,
İçinde çığlıklarla,
Kalbinde simsiyahlar.
Nereye gidiyorsun?

Yolları, duvarları geç yavaş yavaş.
Giderken bu kentten bir piç gibi bırak yalnızlığını.
Ve o siyah saçlarını kes yavaş yavaş.
Giderken, terk ederken savur yüzüne yalnızlığının.

Ve unut ne yaptı sana!
Unut neler anlattı.
Unut ne varsa vazgeçtiğin!

Yüzünde korkularla,
İçinde çığlıklarla,
Kalbinde simsiyahlar
Nereye gidiyorsun?

Hep bu şarkılarla,
Kıymetsiz dualarla,
Utanmaz bir yağmurla
Nereye gidiyorsun?

Yüzünde korkularla,
İçinde çığlıklarla,
Kalbinde simsiyahlar
Nereye gidiyorsun?

Bu sahte baharlarla,
Kıymetsiz dualarla,
Utanmaz bir yağmurla
Yine mi gidiyorsun?

Çocuk,
Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır kimsenin bilmediği
Ve her gözyaşının altında bir dua kimsenin duymadığı
Çevir gökyüzüne başını.
Bakma arkana!
Daha sert basa basa, daha güçlü!
Anlat bu kara şehrin yollarına ak adımlarınla!
Gitmek yenilmek değil kazanmak da!
Gitmek gitmektir işte.
Hepsi bu.

>her yer vicdan

Posted: December 4, 2009 in Uncategorized

>

sokaklar, kaldırımlar, şu koridor, sıvası dökülmüş tavan, duvardaki afişler… her yer vicdan oldu.

dökülüyor ceplerimizden. toparlamaya ne hacet, herkeste fazla fazla…
elini cebine atsan yine o işte, sayamadığın kadar.
ve hatta sayılmaz ki. sayılamayanlar kategorisinde kendisi. soyut incelemelerin yegane şanslısı, büyük ünlüsü!
ama hak ettiği yerde değil ki, çokça var.
herkeste, her yerde, her dilde, her evde, her sözcükte
her erkekte.