Archive for December, 2008

>aşk bitti, yıl bitti..

Posted: December 31, 2008 in Uncategorized

>http://www.youtube.com/get_player

yeni bir yıla girerken,
eski olan zamanları geride bırakırken,
aslında zamana kaydettiğimiz yani anılar dolabında sıkı sıkı sakladığımız her şeyin gün gelip hayri vakitte kapımızı çalacağına inancım sonsuzdur.

hep söylenilenin tersine kanımca yeni olandan beklentimiz mutluluktan ziyade sahip olduğumuz her şeyin farkında olmamız olmalıdır,
zira mutluluk ileriye dair değil şimdiye ait bir şeydir..

mutluyum… (bir roman kahramanı gibi..)

şu an bu cümleleri yazacak gücüm olduğu için
ve kelimelerle aram iyi olduğu için..

yanımda ailem olduğu için,

çok sevdiğim dostlarım, arkadaşlarım,
büyük yüreklerim, küçük umutlarım olduğu için..

geçmişe bakıp güzel anıları seçebildiğim için..

biten başlayan unutulmayan her şey için..

yeni bir takvime sağlıklı girdiğim için..

not:esasen yeni bir yıl benim için baharda girilir ama ne diyelim
(ezginin günlüğünün kübranın günlüğüne yansıyışı iyi gider diye düşündüm)

barış ve umut dolu iyi yıllar..

kalır bir kitapta, bir masal perisinde,
bir hasta odasında, bir gece yarısında,
kalır bir durakta, yırtık bir afişte,
buruk bir gülüşte, dağılmış yürüyüşte,
aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi?”

>anıyoruz..

Posted: December 13, 2008 in Uncategorized

>


…cikarlarini dusunmeyenler unutulacaktir. her olayda bir kenara cekilenler gercekten de bir kenarda kalacaklardir. yaptiklari islerin gizli kalmasini isteyenler , bunda basariya ulasacaklardir. Kimse, onlarin varligiyla tedirgin olmayacaktir. bir gun oldukleri zaman, arkalarinda kucuk bir iz, bir ani, bir gozyasi, bir eser birakmadan yok olacaklardir. Gazetedki olum ilani bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gozune carpmayacaktir. hayattan cikari olmayanlarin, olumden de cikari olmayacaktir. olum bile onlarin adlarini duyurmaya yetmeyecektir. Herkesin mezarinda guller ve menekseler buyurken, onlarin mezarlarini otlar buruyecektir. mezarlari bir kenarda kalmasa bile, buyuk ve muhtesem anitlarin arasina sikisip kaybolacaktir. cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir. agiz tadiyla bir keskul yiyemeden masadan kalkacaklardir. hayattan cikari olmayanlarin hayati , cikmaza suruklenecektir. kendini begenmisligin cezasini daha bu dunyadan cekmeye baslayacaklardir. sikintilarini kimseyle paylasmasini bilmedikleri icin, yalniz baslarina istirap cekeceklerdir. duygu alisverisinden nasipler olmayacaktir. duygusuz, hareketsiz, tatsiz bir hayat yasadiklari sanilacaktir. cektikleri acilarla, yuzlerinin burusmasina, saclarinin beyazlasmasina izin verilmeyecektir. guldukleri zaman sevincli, agladiklari zaman kederli olduklari sanilacaktir. hayattan cikarlari olmadigi da asla kabul edilmeyecektir. boyle bir yanlisliga dusulmeyecektir. aslinda, hayattan cikarlari oldugu ispat edilecektir, cikarlarini korumak icin canlari ciktigi halde, bunu beceremedikleri icin, cikarlariyokmusdabirseybeklemiyormuscasinagillerden gorundukleri yuzlerine vurulacaktir. Onlar da bu saldirilara bir karsilik bulamayacaklardir. kendilerini yokladiklari zaman, butun ileri surulenlerin gercek oldugunu, hayatlarini bos yere harcadiklarini, ne yazik ki artik cok gec kaldiklarini onlar da acik ve secik olarak goreceklerdir. iste o anda dahi, delice bir harekette bulunmalarina, anlamsiz bir hayati anlamli bir sekilde bitirmelerine goz yumulmayacaktir. kendilerini olduremeyeceklerdir. onlara anlatilacaktir ki, boyle bir davranis butun yasamlariyla celiski icindedir, gercekle ilgisi yoktur: kendilerini oldururlerse, onlar hakkinda varilan isabetli yargilari curutmek icin gene bos bir caba gostermis olurlar. bu hicbir seyi degistirmez. onlar, bu rezillige de katlanarak surunmeye devam edeceklerdir. hayatlariyla yanlis olanlarin olumleriyle dogru olmalarina imkan var midir? hayattan cikari olmamak, hem tanrinin hem de insanlarin gozlerinde affedilmez bir suctur; gelisip yayilmamasi icin gerekli her turlu tedbir alinacaktir. butun tarih, butun iktisat, butun sosyoloji, butun psikoloji, kisaca butun lojiler, hayatin cikarciliga dayandigini gostermek icin yirtinacaklardir, yirtinmalidirlar. “Ben cikarima bakarim” diyeceksiniz, bunun icin “babami bile tanimam” diyeceksiniz. kimseyi tanimayacaksiniz; hele hayattan cikari olmayanlari hic!
Oguz Atay – Tutunamayanlar

>güne kayıt

Posted: December 8, 2008 in Uncategorized

>bağır çağır
tutuklu haline ..
şimdi !
diline vurduğun zincir
tenine deydi
kimbilir
yüreğin tenindeydi..

not: bu şiir ile yalnızca edip cansever’i buradan selamlıyorum..
yazarak yapabildiğim tek şey..

Posted: December 8, 2008 in Uncategorized

>Tragedyalar III / Edip Cansever
EPİSODE
Çünkü bu kahverengi akşam saatlerinde
Her şeyi en soğuk ölçülere vuruyoruz
Bir uzak han kavramına.
Hanların
Rahmindeki bir yolcuya, bir semendere
Ve soğuk bir çağdan geçiyoruz.
Çağlardan
Başımızda siyah bir hale.
KORO
Birdenbire
yapayalnızsanız her yerde
Ve bundan korkuyorsanız
En küçük şeylerden bile.
Örneğin birine saati sorsanız
Karşıdan karşıya geçseniz bir caddede
Sesinizi alçaltıp dikkatle bakaraktan çevrenize
Biriyle bir şeyler konuşsanız
Ve her gün kitaplar, dergiler alsanız.
Postacı her gün mektup getirse
Sözgelimi bir resmi dairede
Fazlaca oyalansanız
Şöyle bir iki otobüs kaçırsanız üst üste, neden olmasın
Kaldı ki, hiçbir şey yapmasanız bile
Tuhaftır
Sanki herkes kuşkuyla bakacaktır yüzünüze.
Ve işte bir lokantaya girdiniz, garsonla çene çaldınız
Şarapla yiyecek bir şeyler söylediniz, hepsi bu kadar
Biraz da güldünüzdü aklınızdan geçen bir şeye
Ya gülünç bir olaya, ya önemsiz bir söze
Ama az ötede düğmeleriyle oynayan
Ve yiyen tırnaklarını bir adam
Duraksız sizi izliyordur belki de.
Ya da bir dernekte üyesiniz, azıcık mutlusunuz
Ya da küçük bir memur bir banka servisinde
Durmadan suçlusunuz
Durmadan suçlusunuz
Durmadan suçlusunuz ve artık kendinizi
Gücünüz yok ödemeye.
Giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
Yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
Ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
Gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
Bir yankı: durmadan yalnızsınız
Durmadan yalnızsınız.
EPİSODE
Yani bizim hiç korkmadığımız şeyler
Doğrusu en çok korktuğumuz şeylerdir gerçekte
İçimizde kahverengi bir dağ ölüsü yatar
Bir yarasa ayaklanır.
Aç gözlü bir kuş
Varır kocaman bir şey olmanın bilincine
Birden bir ses biçiminde, radyomuzun içinde
Duyurur iki caz parçası arasından biri
Ya gülünç bir yas töreni
Ya toptan bir öldürme.
Belki de
Soğumaya yüz tutmuş bir fincan sütlü kahve
Dönüşür ellerimizde kanlı, kırbaçlı
Bastırılmış bir greve, yırtılmış dövizlere
Örneğin üç yüz ölü, bir o kadar yaralı
Ve sömürge şapkalı ve sten tabancalı
Gözü dönmüş biriyle
O güvenlik manşetleri birtakım gazetelerde.
Yani bizim hiç korkmadığımız şeyler
Belki en çok korktuğumuz şeylerdir gerçekte
Ki bütün işkenceler, ezinler ve kırımlar
Damlayan bir musluktur yerine göre
Yoksa bir enkaz altında bir ölüm
Ya da puslu bir havada, bir cinayette
Bir ölüm
Ölümün anlamı ne?
KORO
Sizin hiç korkmadığınız şeyler ya da hep öyle sandığınız
Beslenir kimi zaman de sevgilerle
Çok içten bir selamla ve içten bir gülümsemeyle
İşte her sabah rastladığımız birinin
Durakta, yolda, işyerinde
Ya da bir meyhanenin kuytu bir köşesinde
Yıllarca süren o dostça ilişkinin
Ve hatta bir sevgilinin
Yerine
Kin dolu gözleriyle bir ölüm yargıcı gibi
Biri
Kapkara giysilerle, özenti bir zincirle
Öyle
Dikilmiş sorguya çekiyor sizi
Ve sakın sormayın işte: bir hesap yanlışlığı mı, değil mi
Vakit yok öğrenmeye.
Canım en basiti, arkanızdaki bir duvarın
Mineler, sarmaşıklar, o yaban gülleriyle
Örtülü bir duvarın ansızın
Kanlı, kireçli bir taş yağmuru halinde
Korkunç bir silah olduğunu yerine göre
Düşünün
Ve sakın sormayın işte: bir hesap yanlışlığı mı, değil mi
Vakit yok öğrenmeye.
Ya da bir düşte yürüyor gib
iIslak mavi bir sabahtı, açtınız pencerenizi
Şöyle bir gerindiniz, gökyüzüne baktınız
Tutarak sapından bembeyaz bir karanfili
Sevinçle okşadınız
Ve içerde kahvaltınız bekliyordu sizi
Öyle ki, kahvenizi içiyordunuz, birazdan çıkacaktınız
Tam o sıra kapının zili
Tuhaf şey.. bu saatte.. kim olabilir ki
Ve işte az önce aldınızdı gazeteleri
Öyleyse?
Yaktınız bir sigara daha, kapıya yöneldiniz
Bırakıp masaya kahvenizi
Kilidi çevirdiniz, açtınız kapıyı usulca
Bir kurşun!
Birden o zamansız, o yersiz başdönmesi
Hani av araçları satılan bir dükkan vardı
İçi doldurulmuş çulluklar, kardelen çiçekleri
Bir kurşun!
Geçerken uğrardınız, iyiydi, cana yakındı
Yeleğinden çıkmazdı elleri
Bekardı, umutsuzdu, yalnızdı
Ve belki..
Bir kurşun!
Sormayın kendinize: bir vahşet mi bu, değil mi
Düştünüz sırtüstü yere ve işte avlandınız
Sadece avlandınız
Ağız dil bilmaz söylemeyi.
Ötede
Islak mavi bir sabahtı.
Gökyüzü
Bembeyaz karanfiller, pencere
Kahveniz, masanız, kahvaltınız
Bir yankı
Ve bütün çay fincanları: durmadan yalnızsınız
Durmadan yalnızsınız.
AĞIT
Gün bitti.
Saat kaç.
Bitecek mi bir gün savaşımız
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de
Dönüp dönüp arkamıza baktığımız
Bir dünya kalıntısı üstünde
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de.
KORO BAŞI
Daha bir sürü böyle
Silahlar eleştirecek sizi belki de
İşte siz
Toplayıp susacaksınız içinizdeki ölüleri
Bakmadan geçeceksiniz o duvar diplerine
Gözleriniz olacak, yüzünüz, elleriniz
Ne korku, ne kin, ne de yenilme
Ve asıl günleriniz olacak, günleriniz
Duyup da bilmediğiniz, bilip de tatmadığınız
Dünyanın tekdüzenli renginde.

>her geçen seneye!

Posted: December 4, 2008 in Uncategorized

>

“Tonight we drink to youth
And holding fast the truth”

bilmiyorum. geçen sene tam bu gün, ne yazmıştım hatırlamıyorum. neden hatırlamadığımı hiç hatırlamıyorum. hatırlamak istemediğimi hatırlıyorum. neyi hatırlamak ya da hatırlamamak istediğimin bir önemi var mı? bence yok. unutulan her şeyin hiçbir önemi yok. unutmak istediklerinin de..

unutmak, hatırlamayı en aza indirgemektir demişti bir dostum.. tam da geçen sene bu günlerde. bunu iyi hatırlıyorum. bir akşam vakti. oldukça soğuk. yanımda yürümek istediler. ben istemedim. hiçbir şeyi istemedim. kendimi bile. unuttum. en aza indirgedim kendimi. bunu bilmek hatırlamaların değerini artırdı. hatırladıklarıma olanca gücümle sahiplendim. tam bir yıl. kaç mekan unuttum. kaç mekanı tükettim. doğduğum evi, odayı başka hatırlamalara devrettim. sokağımı başka çocuklara. yollarımı umutsuzlara.

kaç beni atıp benden kendimle kaldım. huzursuz benle. tembelliğini meşrulaştırmaya çalışan bedenimle ruhumu kendimden kaçırdım. koştum baharda. çiçeleri görmedim ağaçlarda. kokusunu duymadım leylakların. ve dinlemedim göçmen kuşları. burada, kentimde göçebe ruhumu bir süre daha dizginledim. koştum. yorulduğumu unuttum.

hafızasız günlüğümde atılmamış tarihler buldum ve birkaç çizik kağıdımda. yaktım. dumanıyla ısındım. özgeçmişime birlikte yazdığım hatırlayışımla tanıştım. unutuluşumu sonbahara taşıdım. bu defa unutuşu tarihe yazdım. yazdım da ne oldu. yazdığımı unuttu tarih. tarih beni unuttu.

her aralıkta beni unuttuğu gibi..
her geçen seneye lanet okuduğu gibi..