Archive for March, 2008

>

Dünya sinemasında önemli bir yapıt olarak geçen “bisiklet hırsızları” nın son günlerde imgelem dünyam ile özdeşleşmesi üzerine , tekrar izledim.Her izleyişimde, hani bir “tuhaf” hissetme hali vardır ya “tüylerini diken diken eden” ama bir türlü de ağlatmayan, öyle duygulara kapılıyorum.
Bisiklet hırsızları, sinemaya olan ilgimin en başından beri , bir şekilde izlenilmesi “şart” koşulanlardandı.Evet filmi, kim tavsiye ediyorsa haklıydı : yeni gerçekçilikte ilklerden ve sinema tarihinde eşsizlerdendi kanımca.

Düşsel dünyamla özdeşleşmesine geçmeden önce filmin seyrinden gücüm yettiğince bahsetmek istiyorum.İkinci dünya savaşı sonrası İtalya’sının sosyo-ekonomik görüntüsünü sokağa inerek, alışılanın tersine alt-sınıflardan ekrana yansıtmış Vittorio De Sica .
İşsizliği , yoksullaşmayı , savaş sonrası duyguyu , hem umudu hem yitikliği yani siyahı ve beyazı tam da filmin renginde kurgulanışını izliyoruz De Sica’dan. Film 1948 yapımı ve siyah beyaz, uzun süre işsiz kalmış ve tam iş bulmuşken , gerekli olan bisikletinin çalınmasıyla iş, umut ve gelecek gerginliğinde küçük oğlu ile birlikte Roma sokaklarında bisikletini arayan Antonio Ricci’nin serüvenidir.
İş; reklam panolarına afiş asmadır ve gerekli olan tek şey bir bisiklettir ancak Ricci, bir süre önce bisikletini rehine verip belki de küçük bebeği için yiyecek almıştır.İş için gerekliliğin bir bisiklet olduğunu öğrenince üzerlerine örttükleri çarşafları rehine verip bisikleti geri alırlar ancak işin ilk günü bisikletini çalarlarRicci’nin.
Film, esasen bisikletin arayışıdır.Bu arada kilise , üst-sınıf yaşantısı ve alt-sınıf çelişkisi ve savaş sonrası Roma sokakları arka plandadır.Filmde , sokağa inen yönetmenin diğer bir başarısı baba-oğul ilişkisininin kurgudaki aktarımıdır.Ayrıntılar , gözlerin dolmasına sebep olur her fırsatta.Ricci’nin oğluyla yemek yediği sahne ve tabiki babayı filmin sonunda çare olarak “çalmaya” zorlayan son sahne çarpıcıdır.

Bu günlerde imgelem ve aynı zamanda gerçekliğim ile özdeş demiştim film için.Eline kalem almış yazmaya meraklı biri için , bisikleti yani umudu çalınan biri gibi hissetmekteyim kendimi.Sinemaya dalmak ve gönül vermek için , izlemek , yazmak ve paylaşmak için çıktığım ilk yolculukta benim de bisikletim çalındı, umudum çalındı..

Ricci’ye göre şanslıyım ama başka bisikletler için gücüm bitmedi daha..Üstelik filmin sonu yani “çalmak” her şeye rağmen , benim için “asla!”

Bu nedenledir ki ne film izleyesim ne yazasım var bu ara..

22.03.2008

>kalabalık

Posted: March 20, 2008 in Uncategorized

>

uzaklaştı yavaşça ,
içindeki dünyadan
çevrelenmiş hayallerinden
koptu önce
sarılmıştı etrafı
kaldır ellerini diyordu kalabalıklar
ellerini kaldırdı
ve mırıldandı azınlığa
bağırdı
hayıflandı
ellerini kaldırdı
sustu çoğunluğa
ve ruhu teslim
karıştı kalabalığa..
20.03.2007
22.00

>başkaları

Posted: March 14, 2008 in Uncategorized

>

nerede kalmışlığımla başladı ” başkaları”
sessizce yürüdü üzerime
her adım daha bir yaklaşmakta gözüme
her nefes yüklenmekte nefesime
kendimdim ,
kendim olmaklığma adanmış
ve kimliğime yazılmış benle
ve kimliğimden koparılmış kendimle..
başka başka isimler
başka kimliklere büründü
gezindi serzenişimde
imlası bozuk kelimelerde
ve sonra sustu kendim
kendim olmaklığım
“başkaları”nı duymaklığım
cennetti tattı kimi zaman
yine de yakındı olmaklığım cehenneme
14.03.2008
23.00

>uyku

Posted: March 8, 2008 in Uncategorized

>

gözünü kapattı adam,
eski günde
kalabalığa karışmış anlarını
yeni bir güne sakladı…
gözünü kapattı adam,
eski güne
sorduğu tüm kötülükleriyle
sımsıkı unuttu yalnızlığını..
gözünü kapattı adam,
yeni güne
yeni umuda
heyecanlandı sonsuz
ve uyuttu düşlerini
rüyaya kattı heyecanını dünün..
gözünü kapattı adam,
sımsıkı,
ve ölüme tutkun..